Edep; insanın tutum ve davranışlarında doğal, gösterişten uzak, nezaketli ve olgun bir kişiliği temsil eden yüce bir erdemdir. Edebiyat ise dilin ve üslûbun en güzel örneklerini barındıran bir sanat alanıdır. Bu iki kavram birleştiğinde, zihinleri aydınlatan, gönülleri besleyen ve insanı kemale erdiren bir anlayış ve davranış ortaya çıkar.
Toplum içinde nezaket, görgü kuralları, iyi ahlak, incelik ve olgun davranışların tümüne edep denir. Edep; insanın söz ve davranışlarında ölçülü olmasını, sınırını bilmesini, hayâ duygusuna sahip olmasını sağlayan ahlaki bir duruştur. Hem dinî hem de örfî açıdan, bireyin Allah’ın rızasını ve insanların sevgisini kazanmasına vesile olan güzel davranışların bütünüdür.
Nitekim Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav), “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” buyurarak edebi ve ahlakı Müslüman’ın en temel vasfı olarak göstermiştir. Hadis-i şeriflerde “Edep imanın bir parçasıdır” ve “İslam güzel ahlaktan ibarettir” denilerek edep ve hayânın imanın özü olduğu vurgulanır. “Utanmıyorsan, dilediğini yap!” sözü ise hayânın insanı kötülükten alıkoyan en güçlü kalkan olduğunu ifade eder.
Edebiyat, dilin sanat olarak kullanıldığı bir iletişim alanıdır. Bir toplumun incelik, terbiye ve görgü kurallarını yazılı ve sözlü metinlerde ustalıkla dile getirmesi, edebiyatın edep ile olan bağını gösterir. Bu sebeple; edebiyat edeptir, edep edebiyattır.
Edebiyatın kuşattığı alan yalnızca şiir, roman, hikâye, masal, tiyatro ve sinema değildir; aynı zamanda insan ruhunu ve düşüncesini besleyen tüm güzel sanatları içine alır. Edebiyat, Bilim dallarıyla da dolaylı olarak ilişkilidir; çünkü dilin gelişmesi, bilimin ve düşüncenin gelişmesine katkı sağlar.
Yazar, yaşadığı dönemin aynasıdır; toplumun dili, kulağı, gözü ve hissiyatıdır. Gerçek yazarlar, insanlığın hak ve adalet için atan kalbidir. Onlar, küllerinden yeniden doğan Zümrüt-ü Anka kuşu gibi özgürlüğün ve dirilişin sembolüdür.
Edebiyat, duygu ve düşüncelerin estetik bir biçimde dile aktarılmasıdır.
Medeniyet ise bir toplumun bilim, sanat, teknoloji ve yaşam tarzındaki maddi ve manevi birikimlerinin bütünüdür.
Edebiyat, medeniyetin ruhunu ve kültürünü yansıtır; medeniyet ise bu sanatsal birikimleri zamana ve mekâna yansıtarak ilmik ilmik nakşeder.
Sonuç olarak medeniyet; edep ve edebiyatın toplum hayatına hâkim olmasıyla kemale erer. Edepsiz ve edebiyatsız bir medeniyet olmaz. Olsa da, kör, sağır ve ruhsuz kalmaya mahkûmdur.